Tolstoy: İnsan Neyle Yaşar?

Rus edebiyatı denilince ilk onlar gelir akla. Dostoyevski, Puşkin, Tolstoy… Tolstoy denilince de “Savaş ve Barış” ve “Anna Karenina” gelir. Elbette bu demek değildir ki böyle bir yazarın sadece bir kaç eseri var… Bende bu hafta okuduğum Tolstoy’un “İnsan neyle yaşar?” kitabını okudum.

Tolstoy’un kim olduğunu, nasıl büyük bir yazar olduğunu anlatmaya gerek yok. Onu eleştirecek vakıflara da sahip olduğumu düşünmüyorum ancak altı yıl Rusya’da yaşamış, orada üniversite eğitimi almış biri olarak bende Tolstoy’u biraz tanıyorum. O hayatın tüm yanlarını anlatma mücadelesine girmiş bir yazar. O dindar biri… Dini duyguları bu kadar yüksek olmayan Rus halkı nasıl onu bu şekilde benimsedi diye düşünürken, onların Tolstoy’u dindar olduğu için değil, edebi gücünden dolayı seviyor ve saygı duyuyor olduklarını anladım.

Bu kitap sanki insan neyle yaşar değil de, insan tanrıyla yaşar olsaymış daha yerinde bir isim olurmuş. Tolstoy’un dindar biri olduğunu biliyordum evet ama bu kitabında daha bilgece, daha somut konuları ele almasını beklerdim aslında.

Kısa bir kitap ve herkesin bildiği ahlaki konuları anlatıyor. Ev alma komşu al, pire için yorgan yakma, kötülük eden kötülük bulur, önemli olan para değil, tutkular ve arzular insanın gözünü nasıl kör ediyor ve benzeri konular…

Benim en çok hoşuma giden “insana çok toprak gerekir mi?” isimli öykü oldu. Burada insanın açgözlülüğünü o kadar güzel yansıtmış ki, ben beğendim. Hikaye kısaca şöyle;

Bir kere ağzından çok toprağım olsun şeytandan bile korkmam dedi öyküdeki karakter. O sırada da şeytan onu sobanın arkasında dinliyormuş… Şeytan’da diyor ki, dur ben seni toprakla bir test edeyim de gör sen… Bu şekilde bitmek tükenmek bilmeyen bir toprak aşkıyla şeytanın, adamın isteğini nasıl ona karşı kullandığını görüyoruz. Hoşuma giden bu kısım değil. En sonunda kendine toprak seçtiği kısım. Okursanız sizinde hoşunuza gideceğine eminim.

İnanç

İşin içine bu kadar din girince ben esere ısınamıyorum. Benim ruhani değil, kendimi geliştirebileceğim eserlere ilgim daha fazla. Bu kitaba başladığımdan beri Mark Twain’in “İnsan nedir?” kitabı geldi aklıma. Sürekli onunla mukayese etmek istedim. Halbuki birbirinden çok, çok, çok ama çok farklı kitaplar. Üzgünüm ama oldu işte. “İnsan nedir?” kitabı gerçekten tutkuyla bağlı olduğum bir kitaptır. Karşılaştırmadan edemedim.

Eğer inançlı bir insansanız bu kitaptan oldukça zevk alacaksınız. Okuduğum kitaplarda, izlediğim filmlerde mümkün oldukça bana farklı bakış açıları katabilecek ve beni düşünmeye itecek eserleri tercih etmeye çalışıyorum. Sıkılmamın sebeplerinden birisi her iki cümlede bir; tanrı böyle istedi, böyle oldu. tanrı şöyle cezalandırdı. Böyle yaşamazsanız tanrı sizinle olmaz gibi söylemler var. Bu şekilde ben kendimi özgür iradeden yoksun bir birey gibi hissettim. Sanki hayatımdaki hiç bir şey benim elimde değilmiş gibi. Bu yüzden bitmesi için sürekli kaç sayfa kaldığını kontol ettim.

Elbette bu kadar dindar oluşu onu kötü bir yazar yapmıyor. Eşitlik ve adalet gibi konularda her zaman ezilenin yanında olmuş, onların hakkını korumuş biri o. Edebi yetenekleri, roman yazma teknikleri tartışılamaz biçimde üstündür. Ben bunlara elbette karşı çıkmıyorum.

Tolstoy

Tolstoy’un hayatına baktığımızda aslında bu kitabı okumadan da fikir sahibi olabilirsiniz. İman nedir? Tanrı’nın egemenliği içimizdedir gibi eserler yazmış ve bu eserlerle yeni bir Hristiyanlık akımı tanımladığından dolayı Ortadoks Klisesi tarafından aforoz edilmiştir. Enteresandır ki, Tanrıya bu kadar bağlı ve sürekli onun egemenliğinden bahseden Tolstoy, bir tren istasyonunda ailesine dargın bir şekilde zatüre olarak hayata gözlerini yumuyor…

ABONE OLMAK İSTER MİSİN?

Gündem hakkında köşe yazıları ve her Pazar sabahı yeni içerik yayınlıyorum. Bunların e-posta adresine gelmesini istersen benimle posta adresini paylaşabilirsin.

Bir cevap yazın